Bir Anka Kuşu misali çırpınışlar : Kosova

kosova1Küllerin içinden yeniden doğmak için çırpınmaya devam eden Kosova ‘ daydım . Önce Makedonya – Üsküp ‘ de biraz zaman geçirdikten sonra , Üsküp ‘ ün bizim Anadolu ‘ da ki eski garajları andıran bir garajından aldığımız otobüs biletleriyle , otobüs saatini beklemeye başladık . Saatin akrebi , dışarıda yağışı hiç kesilmeyen karlı havayı , yelkovanı ise – 15 derecede geçmek bitmek bilmeyen dakikaları gösteriyordu . Ve otobüsümüz geldi , lakin kendisine otobüs diyebilirsek:)..Eski bir minibüsü andıran otobüse bindikten sonra Kosova sınırına doğru yola çıktık . Birkaç saatlik yolculuktan sonra sınırdaydık . Kış mevsiminde Kosova ‘ ya geçmek istememiz sınır polislerini biraz huylandırsa da sanırım Türk Vatandaşı olmamızdan kaynaklanan rahatlıkla pasaportlarımıza giriş damgası basıldı ve Kosova ‘ nın başkenti Priştine ‘ ye doğru yola devam ettik . Yolda etrafı izlerken savaştan çok bitkin düşmüş bir ülkeyi görmek insanı pek şaşırtmıyordu , halen NATO aktif olarak ülkede bulunmakla beraber bir çok yerde askeri araçlar görmek mümkün.

Başkent Priştine ‘ ye vardıktan sonra -20 lere yaklaşan hava koşuluna uyum sağlayabilmek amaçlı sıkı sıkı giyinip , fotoğraf makinalarımızı kapıp sokaklara dalıyoruz. Savaş kalıntıları çok bariz bir şekilde bulunmasa da , her 3 – 4 evden birinin tamamen yıkılmış yada yeni yapılmak üzere olduğunu görebiliyorsunuz ,bundan dolayı pek fazla eski yada tarihi kalıntı bulunmuyor , çoğu yapı yeni veya gelişmekte .. Bir çok duvarda ” We love USA ” yazısını görmek mümkün , bağımsızlıkları zamanında en büyük desteği ABD den aldıkları için , bu tarz yazıları görmek olası. Aynı zamanda neredeyse 200.000 nüfuslu Priştine ‘ de birçok Türk de bulunuyor ve tabii ki tüm balkanlarda görüldüğü gibi iyisiyle kötüsüyle Osmanlı izleri..

Yerel halkla konuşmalarımızda Türk Hükümetinin birçok alanda Kosova ‘ yı desteklediğini ve halkın Türklere karşı iyi bir bakış açıları olduğunu duymak hoşumuza gidiyor . Havanın artık uç noktadaki soğuğuna dayanamayıp kendimizi bir açık bulduğumuz bir kafeye atıyoruz. Bu soğukta pek fazla yürüyerek gezemeyeceğimizi farkına varmamızla beraber İngilizce bilen birilerini ararken garsonun Türkçe konuştuğunu farkına vardık ve sohbet sohbeti açtı . Bize eğer Skenderaj bölgesine gidersek devlet tarafından koruma altına alınmış savaş kalıntılarını görebileceğimizi söylemesi ile beraber nasıl gideceğimizi araştırmaya başlıyoruz . Fakat o bölgeye o zamanda araç olmaması bizi taksilere yönlendiriyor ve tabii ki cebimizde taksiye yetecek kadar para bulunmaması da karamsarlığa düşürüyor. Ta ki garsonun gelip Arnavut bir arkadaşının cazip teklifini sunasıya kadar . O gün zaten Üsküp ‘ e geçecek olan Arnavut kökenli iki kardeş bize yaptıkları uygun bir fiyatla öncelikle eski savaş bölgesi olan Skenderaj ‘ a sonra da sınırı geçip Üsküp ‘ e bırakacaklarına söz veriyorlar . Kafamızda onlarca soruyla beraber , hiç tanımadığımız iki kişinin arabasına biniyoruz ve tabii ki düşünmeye başlıyoruz , ya bir sorun çıkarsa ya sözlerinde durmazlarsa ya bir şeyler ters giderse..

Adama bir sorun çıkmaz değil mi diye ilk söylediğimde , hayır biz Arnavutuz sözümüze güvenilir diyerek bizi tatmin ediyor , tek sıkıntı İngilizcelerinin çok kötü olması , anlaşmak gerçekten çok zor , fakat o bölgede çoğu kişi Almancaya hakim ve akıcı bir şekilde konuştuğu için , ortaokulda aldığım Almanca derslerini keşke daha iyi dinleseydim diye kendimi kızıyorum:) neyse ki Almanca sayılarının hepsi aklımda , ücret konusunda bir sorun veya hayal kırıklığı yaşamıyoruz..Bir kaç saatlik yolun sonunda Jashari ailesinin katledildiği Skenderaj ‘ dayız , 05/03/1998 günü öğlen başlayan çatışma 3 gün boyunca sürmüş, ağır makineliler ve havan toplarından zehirli gaz bombalarına kadar her tür silahla donanmış sırp güçleri, ağır kayıplar da vererek ve ancak 70 saatlik bir direnişten sonra Jashari’nin evine girebilmişlerdir. Kendisi ve kardeşi Hamez Jashari ile birlikte ailesinden kadın ve çocukların da bulunduğu 58 kişi şehit edilmiş.. Skenderaj ‘ ın tarihi öğrenip , fotoğraflarımızı çektikten sonra , daha fazla dışarıda soğukta kalmaya dayanamayıp arabaya biniyoruz ve geri dönüş yoluna başlıyoruz , artık tamamen bitkin ve yorgun olmakla beraber kafamda gördüklerim hakkında onlarca soru dönmeye başlamıştı.. Umarım küllerinde boğulmadan yeniden doğmayı başarır bu güzel ülke.. Çok fazla siyasi oyunların döndüğü , çok farklı nedenlerden dolayı çok fazla masum insanın acı çektiği ve cezalandırıldığı bir dünyadayız , Kosova ‘ da bu dünyada bu acıyı çeken ülkelerden bir tanesi olmuş.. Dipnot : Arnavut sözüne güvenilirmiş , sağ salim kaldığımız yere bırakıyorlar bizi , ah keşke birde arabada 4 – 5 saat boyunca aynı ilahi şarkı çalmasaydı , aydınlandık sanırım biraz:).. E. Şafak Aslan